|
|
QUIZ (Uydu
Teknik Bilginizi Yoklayınız)
15. Bir güç yükselticisinde kazancı belirleyen şey amfinin nominal
gücü müdür?. Örneğin, bir HPA'nın yüksek nominal güç değerine sahip
olması aynı zamanda yüksek kazanca sahip olduğunu da gösterir mi?
C 15. Bir yükselticinin(amfinin) kazancı deyince çıkış gücünün
giriş gücüne oranı kasdedilmektedir. Yani sadece eğer giriş gücü
düşük iken çıkış gücü yüksek oluyor ise bu durum kazancın yüksek
olmasına işaret eder. Örneğin bir yer istasyonundaki TWTA'nın
kazancı devredeki aktif dalga boylarının sayısına bağlı olarak
45dB'den 75dB'ye kadar olabilir. C bandında çalışan bir helis tip
TWTA'nın çıkış gücü birkaç watt'tan 3kW'a kadar olabilmektedir. Öte
yandan akuple oyuklu(coupled cavity) TWTA'lar ile 10kW kadar güç
seviyeleri elde edilebilmektedir. Ku bandında çalışan Helis TWTA'lar
daha düşük güce sahiptir. Maksimum güçleri yaklaşık 700W olur. Eğer
karşılaştırma yapılacaksa TWTA, SSPA ve KPA ya da yer istasyonu
HPA'ları için speklerin dikkatlice incelenmesi gerekir. Bir TWTA
için nominal güç satürasyon(doyum) gücüdür, çünkü tek taşıyıcılı
sinyallerle TWTA'lar bu güçte çalıştırılırlar. Öte yandan bir SSPA
için nominal güç 1dB sıkıştırma noktasıdır. Ayrıca bir TWT'nin çıkış
gücü ile TWTA'nın çıkış flanşındaki güç farklıdır. (Çünkü 0.5 -
0.7dB daha düşük olur)
Ku bandında çalışan tipik bir uydu TWTA 'sının kazancı 55 - 60 dB
arasıdır. 60 dB kazanç demek giriş gücüne kıyasla çıkış gücünün bire
bir milyon kat olması demektir. Çalışma sırasındaki kazancı
saturasyonda (tek taşıyıcı) çalıştırılması veya lineer bölgesinde
çalıştırılması(çok taşıyıcılı sinyal) durumlarına göre değişecektir.
14. Yörüngedeki uyduların tamirini ve yakıt yenilemesini
yapabilecek bir robot sisteminin gerçekleşmesi ve ticari uydular
için kullanılabilmesi ne zaman gerçekleşebilir?
C 14. Halen bu konuda "Ranger" adı verilen bir sistemin projesi
Maryland Üniversitesi, College Park, Uzay Mühendisliği Bölümü
tarafından yıllardan beri NASA desteğinde ve uzay sistemleri
laboratuvarı başkanı, Dr. David Akin sorumluluğunda yürütülüyor.
13. Bir VSAT Terminalinde hem TDMA, hem de BOD sistemleri
birarada olabilir mi ?
C 13. TDMA (time division multiple access – zaman paylaşımlı
çoklu erişim) BOD(bandwidth on demand - isteğe göre bant genişliği)
Prensip olarak TDMA ‘nın değişken bant genişliğiyle kullanılamaması
için bir neden yoktur. Ancak, pratikte bir TDMA sisteminde kullanıcı
kendisine verilen zaman diliminde o transponderin tüm bant
genişliğini kullanır.
TDMA ‘nın FDMA ‘ya göre en önemli avantajı farklı taşıyıcılar
arasında intermodülasyon enterferansına neden olmamak için gereken "backoff"
‘un bunda gerekmemesidir. Tipik bir backoff değeri yaklaşık 6 dB,
yani maksimum giriş gücünün dörtte biri kadardır, Yani bu şekilde
çalışma noktası yükseltici çıkışına göre giriş gücü karakteristik
eğrisinin yeterince doğrusal bir kısmında gerçekleşmektedir. O
yüzden TDMA ile transponder tam güçte çalıştırılabilir ve maksimum
veri hızı alınabilir. Eğer bir kulanıcıya bant genişliğinin sadece
bir kısmı tahsis edilmişse o zaman TDMA/FDMA çoklu erişim metodu
kullanılabilir. Bu mümkün olmakla beraber TDMA’nın esas avantajının
kullanılmaması olacaktır.
Ancak, bazen kullanılabilecek bir metot da bağımsız tüm taşıyıcıları
br tek taşıyıcının üzerine çoklamak olabilir. Böylelikle
intermodülasyon olmayacağı için yükseltici tam güçte
çalıştırılabilir. O zaman tüm kullanıcılar taşıyıcının tümünü alır,
ve kullanıcıların yerdeki uç cihazları sadece o terminale
gönderilmiş olan verileri süzerek alır. Böyle bir durumda bir
kullanıcıya tahsis edilen bant genişliğini dinamik olarak
değiştirmek "statistical multiplexing" (istatistiksel çoklama)
denilen bir yöntemle mümkündür. Örneğin DBS televizyon yayınında
yapılan budur. 24 MHz ‘lik bir transponder tek taşıyıcıyla yaklaşık
10 NTSC televizyon kanalını aktarır. Taşıyıcıda bulunan her kanalın
veri hızı herhangi bir andaki resim içeriğinin gereklerine göre
sürekli arttırılıp azaltılmaktadır. Bu bir TDM (time division
multiplexing - zaman paylaşımlı çoklama) örneğidir ve TDMA (time
division multiple access – zaman paylaşımlı çoklu erişim) ‘den bu
yönüyle farklıdır. .
12. Maliyet, etkinlik bakımından Ka-bandının, Ku-bandı ve C-bandı
sistemlerle karşılaştırmasını yapabilir misiniz?
C 12. Bu sorunun yanıtı C 11. ile çok fazla benzemektedir. Ku-bandı,
C-bandına kıyasla daha küçük çanak kullanımına izin vermektedir.
Ancak, bu sadece Ku-bandındaki uydu EIRP değerinin tipik olarak C
bandına göre 9.5 dB kadar daha yüksek olmasındandır.
Ka, bandı ve malzemeleri henüz yeni oldukları için temini güç ve
fiyatları pahalıdır. Ka bandının en önemli avantajı frekans
spektrumlarının şu anda büyük ölçüde boş durumda olmasındandır.
11.Ku-band, C-band ve Ka-band transponderlerin avantaj ve
dezavantajları nelerdir??
C 11. Sanırım, sıkca duymuşsunuzdur, Ku bandı yayınlar için C
bandı yayınlardan daha küçük çanaklar gerekir. Ku bandındaki uydu
EIRP değerleri tipik olarak C bandındakinden 9.5 dB daha yüksek
olur. Yani eşit kazanca sahip C-bandı ve Ku-bandı antenler ayni gücü
alırlar. Ancak, Ku bandında eşit kazanç için C bandındakinden daha
küçük çanak yeterlidir.
Bunun esas nedeni, Ku – bandındaki daha yüksek uydu EIRP değerinin
C-bandına kıyasla daha yüksek olan boş alan kaybını telafi
etmektedir. C-bandında, 20 log(12 GHz/4 GHz) = 9.5 dB olmaktadır.
Eşit kazancı olan iki çanağın uydudan alabilecekleri güç aynı
olmasına karşın, kazanç frekansın karesiyle doğru orantılı
olduğundan, Ku bandında daha küçük çanak kullanılarak aynı kazanç
elde edilebilmektedir.
Ku-bandında EIRP değerinin daha yüksek olabilmesi biraz da yersel
sistemlerle enterferans olasılığının daha düşük olmasındandır.
C-bandı ise uydu haberleşmelerinin dışında yersel mikrodalga
linkleri için de yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu iki uygulama
türünün bir arada varolabilmeleri dar hüzme antenlerinin farklı
yönlere bakması nedeniyledir.
Ku-bandı yayınların başlıca dezavantajı ise C bandına göre yağmur
kaybı zayıflatmasının ve G/T kötüleşmesinin yüksek olmasındandır.
Ka-bandında ise yağmur zayıflaması daha yüksektir. C-bandı yayının
günün, vaktinin %99.95 ‘inde mevcut durumda olmasına karşın Ka
bandında bu oran 98’e düşmektedir. Ayrıca, altyapı unsurları ve
gerekli donanımların C veya Ku bandına göre temini güç durumdadır.
Ka-bandını halen cazip yapan en önemli husus, bu spektrumun henüz
tümüyle tahsis edilmiş durumda olmayışıdır
Bir ara, 18 GHz ‘den 40 GHz’e kadar kısaca "K band" ifadesi
kullanılmaktaydı. Atmosferde 22GHz dolayında bir su buharı rezonans
frekansı keşfedilmişti. Bu frekansın altındaki frekansa kısaca Ku-bandı,
üstündekine ise Ka-bandı denirdi. Bugün hala Ku-bandı terimi 11 GHz
ile 20 GHz aralığı, 20GHz ile 30GHz frekansları arasına Ka-bandı
için kullanılmaktadır. Bant tanımlamalarına gelişigüzel verilmiş
isimler olarak bakılması, ve harf anlamları aranmaması daha uygun
olur.
10. Bir uydudaki (GEO veya LEO) bir transpondere düşen toplam
bant genişliği ne kadardır?
C 10. Jeosenkron(GEO) yörüngede bulunan(yerden bakınca sabit
duran) uydulardaki FSS sabit uydu yayınlarının iki frekans bandı
bulunur. Birincisi C-band (6/4 GHz)'dir ve bu banttaki standart bant
genişliği 36 MHz'dir. Bu bant genişliği bir FM video kanalını
taşımakta yeterli olması bakımından standart hale geldi. İkincisi,
Ku-bandı (14/12 GHz) 'dir ve bu bant için de 27 MHz ve 54 MHz olmak
üzere tipik iki bant genişliği bulunmaktadır. Heriki bantta da
uyduya doğru ve uydudan aşağı doğru heriki yöndeki toplam uydu bant
genişliği 500 MHz'dir. İki tane lineer polarizasyon (V,H) için bu
bant genişliği C bandında 24 tane, 36'şar MHz transponder için, Ku
bandında ise tipik olarak yirmi-dört tane 27 MHz ve dört tane 54 MHz
transponder kullanabilmeye yeterlidir. DBS (17/12 GHz) yayınlarda,
her transponderin bant genişliği 24 MHz 'dir. İki tane sirküler
(L,R) polarizasyondan her birinde 16 transponder olabilir (uydu yeri
başına 32 transponder). Ka-bandındaki (30/20 GHz) önerilen genişbant
uydularında ise, tipik uydu bantgenişliği yine 500 MHz olmaktadır.
Ancak bu spektrum tipik olarak frekans yeniden kullandırma
hücrelerine bölünmüştür. Örneğin, şu anda fonksiyon dışı kalmş olan
Astrolink sisteminde spektrumun küme başına dört hücreye bölünmesi
öngörülmüştü. Her hücre 125 MHz olacaktı ve bir derecelik tek
hüzmeden oluşacaktı.
Jeosenkron olmayan yörüngeler için tipik transponder bant
genişlikleri belirlenmiş değildir. Ancak toplam bant genişlikleri
genelde GEO 'dakilerden çok daha küçük olur. Örneğin bir Iridium
uydusu FDMA/TDMA kullanarak 5.15 MHz bir spektrum işgal eder. Bir
Globalstar uydusu ise kanallaştırılmış CDMA kullanarak 10 MHz bir
spektrum kullanır. Bu sistemler uydu üzerinden telefon hizmeti
vermektedir. Heriki sistem de sahibi olan şirketleri batırmıştı,
ancak yeniden organizasyonla (sahip değiştirerek) halen
çalışmaktalar.
9. Bir uydunun EIRP değerleri tüm ömrü boyunca aynı mı kalır?,
Değilse her yıl ne kadar azalır?
C 9. Bir uydunun ömrü süresi içinde transponder performansında
küçük ölçüde de olsa bir zayıflama olabilir. Ancak EIRP prensip
olarak sabit kabul edilir. Link tasarımı ön çalışmaları sırasında
matbu EIRP ayak izleri kullanılabilir. İnce ayrıntılar hassas
şekilde hesaplandıktan sonra ise müşteri, uydu işletmecsi ile
görüşerek tasarıma son şeklini verilebilir. Çünkü transponderlerin
performansları arasında küçük farklar bulunur. Transponder
yaşlanmasının etkileri de işletmeci ile görüşülebilir. Ancak, bu
etkiler genelde çok küçüktür. Çoğu zaman link bütçe hesabında bu
küçük etkilerin olsun, yağmur kaybı, vs diğer etkilerin olsun
giderilebilmesine yetecek marj bulunur.
Güneş enerji panellerinin verimi zamanla güneşten gelen küçük
partiküllerin etkisi sonucu biraz düşebilir. Ancak panelin boyutları
gerekli gücü en kötü durumda bile sağlayabilmesine yetecek şekilde
düşünülmüştür. Örneğin dünyanın güneşten en uzak olduğu, dolayısıyla
güneşin gücünün en az olduğu 23.5 derece durumu ve panelerin verim
zayıflamasının en fazla olduğu durumlar (uydunun ömür sonu = EOL) da
hesaba katılmıştır.
kaynak :www.uydutvhaber.com
Türkiye'de satılmakta olan uydu
alıcı sistemlerini görebilmek için
tıklayınız.
|
|